|
|
|
|||||||
| Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Social Groups | Takvim | Arama | Bugünki Mesajlar | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Administrator
Üyelik tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 3.988
Thanks: 4
Thanked 37 Times in 27 Posts
Tecrübe Puanı: 10 ![]() |
MUT MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİNİN KURULUŞ yıldönümü dolayısı ile Atatürkçü Düşünce Derneği Mut Şubesi tarafından araştırmacı yazar Doğan Atlay, gazeteci yazar ve emekli öğretmen Muzaffer Kılıçın konuşmacı olarak katıldığı program düzenlendi. Programa ADD Mut Şubesi Yönetimi, Milli Eğitim Müdürü Osman Kuzu, Belediye Başkanı Selahattin Arslan, bazı daire amirleri, basın mensupları ve vatandaşlar katıldı. Mut Belediyesi Meclis ve Toplantı Salonunda yapılan program Saygı Duruşu ve İstiklal Maşının okunmasının ardından, Atatürkçü Düşünce Derneği Mut Şubesi Başkanı Rana Keşlinin yapmış olduğu açılış konuşması ile başladı. Keşli; ilçemizin yurdumuzun, kurtuluş mücadelesindeki vermiş olduğu tarihsel emekleri değerli konuşmacılarımız bizlerle paylaşacaklar. Bizler de Mutun milli mücadeledeki önemini, Atatürkçü düşünceye sahip olan yapımızla bir kez daha görmüş olacağız. Atatürkün ordusuna gerek kalmadan düşmanların püskürtülmesi ve isyanların bastırılması için mücadele veren büyüklerimizi bugün burada bir kez daha şükranla anıyoruz dedi. Mut Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kuruluş yıldönümünde, ilk olarak Muzaffer Kılıç, yurt genelindeki Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin kuruluş sebeplerini, milli mücadele dönemini ve Kuvay-i Milliye teşkilatlanması hakkında bilgiler verdi. Kılıç, Mustafa Kemal Atatürkün Kurtuluş Savaşını milletçe kazanmanın önemini her seferinde vurguladığı önemli sözlerine de yer vererek, milletine inanan Atatürkün halkı sindirmek isteyen itilaf devletlerinin dayatmalarına boyun eğmediğini belirtti. Atatürkün yurdumuzu kurtarmak için, yurdun dört bir yanında başlattığı bağımsızlık hedefine, kuvayi milliye teşkilatlarından ve müdafaa-i hukuk cemiyetlerinden destek gelmesinin bugünkü Cumhuriyetin ve halk iradesinin temellerini attığını belirten Muzaffer Kılıç, Atatürk, milli mücadelede halkına her zaman inanmış, bütün zorluklardan sonra gelen büyük zaferleri de milletiyle paylaşmış, ender ve müstesna bir liderdi dedi. Mutta Müdafaa-i Hukuk Etkinlikleri isimli kitabını da okuyucuları ile buluşturan araştırmacı yazar Doğan Atlay, kitabın yayınlanmasında katkı veren Belediye Başkanı Selahattin Arslana teşekkür ederek sunumuna geçti. Doğan Atlay konuşmasında Muttaki milli mücadele ruhunu ayrıntıları ile dile getirdi. Atlay, Anadolu çocuklarını bir silindir gibi ezerek dört yıl devam eden Birinci Dünya Savaşı Mondros ateş kes antlaşmasıyla sona ermişti. Antlaşmayı, itilaf devletleri kendi bildikleri gibi hazırlamışlar ve Osmanlı Devletine itiraz hakkı tanımadan imza ettirmişlerdi. Antlaşma hükümlerine göre; bütün ordularımız dağıtılacak, silahları toplanacak, itilaf devletleri lüzum gördükleri anda yurdumuzun herhangi bir yerini işgal edebileceklerdi. Bu hükümler aynen uygulandı; askerlerimiz dağıtıldı, silahları toplatıldı... Yurdumuzu koruyacak hiçbir gücümüz kalmamıştı. Böylece savunmasız bırakılan yurdumuzu vakit geçirmeden işgale başladılar. Adana, Mersin, Gazi Antep, Kahraman Maraş, Şanlı Urfa, Antalya, Trakya, İzmir ve İstanbul işgal edilmeğe başlanmıştı. Doğuda Ermeniler, Karadeniz kıyılarında Rumlar yeni devlet kurma çabasında idiler. İtilaf devletlerinin bu insanlık dışı eylemlerine devlet ses çıkaramadığı gibi işgale karşı çıkılmaması yönünde emirler yayımlıyordu. Bağımsızlığı elinden alınan Türk halkının yurdu da elinden alınmak isteniyordu. Buna razı olamayan vatansever Türk halkı yer yer müdafaa-i hukuk toplulukları oluşturup bu işgallere eylemsel olarak karşı çıkıyor, canları pahasına yurtlarını korumağa çalışıyorlardı. Donanımlı muntazam düşman ordularına karşı bu eylemleri yeterli gelmiyordu. Halk dış düşmanlara karşı ölümüne savaşım verirken içeride de hükümetin yetersiz idaresinden dolayı bazı halk düşmanları türemişti, bunlar: Mutta Kedere ile Döş Veli, Pantışla Memiş. Gülnarda Cambazla Cökü. Konyada Delibaşı. Bozkırda Zeynel Abidin hoca, Ermenekte Aslan Memet adındaki kimseler etraflarına topladıkları bir takım maceraperestle çevrelerini yağma ve talan ederek dehşet saçıyorlardı. Bunlara azınlıkların ihaneti de eklenince küçümsenemeyecek bir tehlike oluşuyordu. Yaşayabilmek için bunlarla da ayrıca uğraşmak gerekiyordu. Halk yaşamından bunalmış vaziyette iken Mustafa Kemal bir meşale gibi Samsunda yandı, Amasyada ışıklarını saçmağa başladı. Amasyadan verilen işaret şu idi: Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktı. Kurtuluşa giden yolu aydınlatan bu ışık doğrultusunda düşünen o zamanki Mut ileri gelenleri, yurt çapında oluşacak milli bir örgüte katılmaya kendilerini hazırlamışlar bir liderin, bir emrin gelmesini sabırsızlıkla bekliyorlardı. 11 Eylül 1919da başarıyla biten Sivas Kongresinde hazırlanıp yayımlanan müdafaa-i hukuk genelgesi Muta da gelmişti. Muta gelen bu genelge belediyede okundu, çok beğenildi. Müftü Nadir Beye teslim edilip orada gelişmelere göre davranılmasına karar verildi. Bundan sonra her gece orada toplanıp ne yapmaları gereği düşünüldü. Müdafaa-i hukuk cemiyetinin bir şubesinin Mutta açılmasına karar verildi. Başkan, üyeler ve diğer görevliler saptanıp müdafaa-i hukukun Mut şubesini hazır hale getirdiler. Ama mutasarrıf ve kaymakamın İstanbul hükümetine bağlılığından dolayı açıklayamamışlardı. Konya Valisi Cemal Bey; bu hususta çok titiz davranıyor, müdafaa-i hukukçulara göz açtırmıyordu. Bu durumu gören Mustafa Kemal; Konyaya Refet Beyi gönderdi. Refet Beyin gelmesiyle kendini tehlikede gören vali Cemal Bey 16 Eylülde kaçarak İstanbula gitti. Artık Heyet-i Temsiliye Anadoluda durumu kontrol altına almaya başlamıştı. Mutlular da zaten hazır olan evraklarını 1 Kasım 1919da kaymakamlığa vererek resmen müdafaa-i Hukukun İçelde ilk şubesini açmışlar ve ilk kararı almışlardı. Bu ilk karar şöyle idi: Akdemce buraca teşekkül eden Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Heyeti bervechi zir ve bil intihab yeniden teşekkül etmiş. Badema defatir-i esasiyesi tutulmak üzere ittihaz edilen mukarreratı havi defterdir. 1 Kasım 1919 (Anlamı: Evvelce burada kurulup gizlice çalışmalarını sürdüren müdafaa-i hukuk-ı milliye heyeti aşağıda yazıldığı gibi yeniden oluşturulmuş. Bundan sonra genel esasları kaydetmek üzere tutulan defterdir.) Seçilen heyet üyeleri: Başkan Abdullah Bey zade Mirza Bey, II. Başkan Müftü Nadir Bey (Mutluay), Üye Abdullah Bey zade Yakup Bey (İncel), Üye Kale mahallesinden naib Ali Efendi (Ataışık), Üye Reji (tekel) memuru İsmail Efendi (Kılıç), Üye Hüseyin Efendi oğlu Tahsin Efendi (Deli Kadı), Üye İzmirli Ahmet Efendi (İzmir), Üye Hacı İbrahim zade İbrahim (Oral), Üye Abdullah Bey zade Ahmet Bey (Aslan). Yedek üyeler: Üye Müftü zade Hüseyin Efendi (Nemutlu), Üye Dr. Hamdi Bey, Üye Nahiye müdürü Hakkı Bey (Lobut), Üye Ermenekli Hacı Ahmet Efendi (Yurdagülen), Üye Uzun Ali Efendi (Paylı), Üye Çakır Hüseyin Usta (Küçükçakır), Üye Ali Haydar Bey (Arıkan), Üye Eski Mal Müdürü Emin Efendi (Alper), Üye Binbaşı Ziya Bey. Görülüyor ki; 11 Eylül 1919da biten Sivas Kongresinden elli gün sonra Mut Cemiyeti Resmen kurulmuş ve çalışmalarına başlamıştır. Cemiyete giren her üye, giriş ödeneği olarak bir lira verirdi. Çok fakir bir bütçe ile işe başlayan Cemiyet, az zamanda binleri aşan bütçesi ve saygın üyeleriyle İçel ve çevresinde hatırı sayılır bir varlık haline geldi. Mut Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kurulması ve etkin çalışmaları İstanbul hükümetini rahatsız ediyordu. Bu eylemleri önlemek için valilere ve mutasarrıflara şiddetli emirler yağdırıyordu. Vatanını korumak için canını, malını ve her şeyini ortaya koyanlar, İstanbul Hükümeti gözünde eşkıya çeteleridir ve İstanbul Hükümeti işgalci devletlerin güdümündedir. Tek kurtuluş; Mustafa Kemalin dediği gibi vatanı milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Mut Müdafaa-i Hukukunun çevresini de etkilediğini gören hükümet adamları, milli teşkilatın elebaşılarını İstanbul hükümetine bildirdikleri gibi, içimizde bulunan Rum casuslar da Mersindeki Fransızlara jurnal ediyorlardı. Fransızların bunlara idam kararı verdikleri, bu hükmün infazı için bir Ermeni çetesinin Mersinden Muta doğru gönderildiği de duyulmuştu. Bütün bunlara rağmen Mutlular çalışmalarından geri kalmıyorlardı. Hele gelecek olan Ermeni çeteleri acımaksızın imha edilecekti. Müdafaa-i Hukuk Nizamnamesinin mahrem kayıtlı bir eklentisi vardı: Düşmanla temasta bulunulan yerlerde silahlı müfrezeler oluşturulacak... yazılmakta olduğundan Cemiyet Mut köylerine özel adamlar çıkarıp asker toplamağa başladı. Köylere giden memurlar asker topluyor, topladıkları askeri, yatağı ve birer aylık yiyeceği ile Muta gönderiyorlardı. 1 Aralık 1919 tarihinde Mut bölüğüne bir piyade eri ile iki süvari eri kaydolunmuştur. Piyade eri; Kale mahallesinden Güdüğün Mehmet, Süvari erinin birisi Meydan mahallesinden Koca külah oğlu Molla Mehmet idi. Ayrıca askeri teşkilatın esasını kurmağa, toplananlara milli telkinler verip talimler göstermeğe jandarma çavuşluğundan ayrılan Zülfikar Çavuş (Zülfikar Şener) memur edilmişti. Artık, kuruluşunu tamamlayıp çalışmalarına başlayan müdafaa-i hukuk cemiyeti, vurucu gücü olan kuva-yı milliyeyi oluşturma eylemine girişmişti. Doğan Atlay Kuva-yı Milliyeye ilk kayıt olanları; Kale mahallesinden Ali oğlu Hüseyin çavuş, Kale mahallesinden Dörtyollu Mustafa, Kale mahallesinden Güdüğün Mehmet, Şeyh mahallesinden İmamzade Molla Mehmet, Genceli Köyünden Osman Kâhya oğlu Ali, Genceli Köyünden Ali Kâhya oğlu Mustafa çavuş, Elbeyli Köyünden Kara Mustafa oğlu Ali, Beci Köyünden Dursun şeklinde sıraladı. Doğan Atlay sunumunda; Gün geçtikçe kuva-yı milliyeye gönüllü başvuruları çoğalıyordu. Bunları silahlandırmak için elde silah yoktu. Durum Mustafa Kemal Paşaya bildirildi. Karaman Askerlik Şubesinden ayrılan 200 tüfekle 30 bin merminin alınmasına cemiyet; Müftü Nadir Bey ile İzmirli Ahmet Efendiyi görevlendirdi. Bunlar soğuk, karlı fırtınalı bir Kasım günü (15 Kasım 1919) yola çıktılar. Yolda köylülerden on altı deve kiralayıp Karamana ulaştılar. Yüklerini gece alıp geri döndüler. O karda, fırtınada bin bir meşakkatle on beş günde sağ salim muta geldiler. Getirdikleri silah ve cephaneyi Meydan mahallesi camisine depo edip ilk nöbetçiyi diktiler. 4 Aralık 1919. Gelen silahlar erata dağıtıldı. Fakat devamlı gönüllü geliyordu. Tekrar silaha gereksinim olduğu için yine Karaman şubesinden 200 tüfekle 30 bin mermi alındı bunu getirmeye de cemiyet üyelerinden Ali Haydar Bey memur edildi. Bu silahlar da yetmeyince; Mondros antlaşması gereğince Anamur, Gülnar, Silifke halkından toplanan silahlar Konyaya gönderilmek üzere Mut Jandarmasına teslim edilmişti. Bu silahların alınmasına karar verildi; Kaymakamdan izin almaya müftü Nadir Bey görevlendirildi. Nadir Bey durumu kaymakama anlatınca; kaymakam gülümseyerek: Biz Alman ve Avusturyalılarla beraberken yenildik. Şimdi Anadolu tek başına bu koca devletlerle nasıl başa çıkacak, onu merak ediyorum deyince Nadir Beyin cevabı çok anlamlıdır: Beyefendi meselenin dıştan görünüşü aynen buyurduğunuz gibidir. Vatanını kurtarmak için kellesini koltuğuna alan bir milletle hiçbir kuvvet başa çıkamaz. Dayanağımız; milletimiz ve onun sarsılmaz imanıdır. Siz hemen silahların teslimi emrini veriniz diyerek gerekli izni alır ve silahlar jandarma deposundan alınıp erata dağıtılır. Toplanan askerlerin talim terbiyesi, sevk ve idaresi için bir komutana gereksinim vardı. O sıralar askeri yüzbaşılıktan istifa eden Mazhar Paşa zade Mustafa Beyin oğlu Yaşar Bey, İstanbula gitmek üzere Muta gelmişti. Durum anlatıldı, O da kabul etti. 1 Ocak 1920de görevine başladı. Müdafaa-i Hukukun vurucu gücü kuva-yı milliye Mut bölüğü bütün hazırlıklarını tamamlamış, her türlü göreve hazır hale gelmişti. Askerlik nizamına göre Mut Bölüğü takımlara ayrılarak komutanlıklarına şu şahıslar atanmışlardır: Sarıkavak takım komutanlığına Çukurbağ köyünden Yd. Sb. Abdullah (Tabak) Sinanlı takım komutanlığına Alaçam köyünden Yd. Sb. Hacı Halim zade Halim Yayla kolu takım komutanlığına Güme köyünden Yd. Sb. Hacı Ömer ağa zade Ahmet Merkez takım komutanlığına Hamam köyünden Yd. Sb. Güdük oğlu Osman (Güdük) atanmışlardır şeklinde bilgiler verdi. MARAnın işgaline değinen Doğan Atlay; Komşumuz Maranın stratejik bir önemi vardı. O zaman Çukurovadan, Mersinden kopup gelen Ermeni ve Rumlar Maraya yerleşiyorlardı. Maranın nüfusu dört bin beş yeze ulaşmıştı ki Dörtte üçünden fazlası Ermeni ve Rumdu. Duyulduğuna göre, Maraya pek çok silah ve mühimmat depo edilmişti. İlk fırsatta Mutu işgal edecekler Mut Müdafaa-i Hukuk teşkilatını dağıtacaklardı. Fransızlar Çukurovayı, Mersin ve çevresini hazmedebilirlerse doğuya yönelip Anamura kadar yayılmayı düşünüyorlardı. Onun için yandaşları olan Ermenileri Maraya yerleştiriyorlardı. Silifke ve Muttaki Hıristiyanlarla daimi ilişkileri de vardı Marayı üs olarak kullanabilirlerse Mutu ve Silifkeyi kolayca istila edebileceklerdi. Bu durumu bilen Mutlular, Fransızlardan evvel Marayı kontrol altına almalıydılar. Onun için vakit geçirmeden Mut merkez takım komutanı Osman Güdük idaresinde 130 kişilik kuvvetli bir müfreze Muttan Mara istikametine hareket ettirildi. 3 Şubat 1920 gecesi baskın şeklinde Mara kontrol altına alındı, çevre ile bilhassa Mersin ve Silifke ile bağlantısı kesildi. Maranın işgalinden bir hafta önce; Rumların lideri olduğu bilinen Yusufaki, Öğretmen Ali Rıza Timurtaşa gelip: Muallim beğ, bizim Yorgi boyacılık yapmak için Çömeleke gitmiş. Orada başları kalpaklı, elleri silahlı bir takım insanlar görmüş. Bunlar kimlerdir, buralara gelecekler mi? Bize zararları dokunur mu? Siz subaysınız, bilirsiniz demesi üzerine Ali Rıza Timurtaş: Bunlar, düşmanlar tarafından haksız olarak işgal edilen yurtlarını kurtarmak üzere hazırlanmış olan fedailerdir. Sizler, birer Türk vatandaşı olarak iyi niyetle hareket ederseniz size hiçbir fenalıkları dokunmaz cevabını verdiğinden buradaki Hıristiyanlar da Mut müfrezesini güler yüzle karşılamış ve yerleşmeye müsait bina olarak kiliselerinin işgaline karşı çıkmamışlardır. Maranın işgalinden sonra ilk iş olarak Mara Müdafaa-i Hukuk cemiyeti kurulmuştur. Maradan sonra Yağda ve Keloluk (Güzeloluk) Cemiyetlerinin de kurulmasıyla bölgede Silifkeden başka cemiyet kurulmamış yer kalmamıştı. Zorla da olsa Silifkede de müdafaa-i hukuk cemiyeti kurulmalıydı. Onun için; Mut kuva-yı Milliyesi tarafından Silifkenin işgaline karar verildi. Sarıkavak takım komutanı Abdullah Tabak yönetiminde yüz kişilik bir kuvvet seçilip 5 Mart 1920 yağmurlu bir günde Silifke üzerine hareket etti. 7 Mart 1920 günü çeşitli yönlerden muntazam kıtalar halinde Silifkeye giren milli kuvvetler hükümet meydanında toplandı. Mut Müdafaa-i Hukuk cemiyeti üyesi olan Mut kadısı (Deli Kadı namı ile bilinir) Tahsin efendi mavzerini elinde sallayarak milli harekâtın lehinde bağıra bağıra bir nutka başladı. Sürükleyici bir ifadeye malik, ateşli bir hatip, büyük bir vatanperver olan Kadı Tahsin Efendi; o günkü milli davayı uzun uzadıya anlattıktan sonra İstanbul hükümetinin korkaklığından ve onu Türk milletinin tanımayacağından. Bu gün ise milli kuvvetlerin Silifkeyi resmen işgal ettiğinden ve Silifkelilerin de milli kuvvetlere katılmasının farz olduğundan bahsederek bütün gönülleri ateşe veriyordu. Neticede Silifke Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuş ve Silifkenin işgali Mustafa Kemal Paşaya bildirilmişti. Bu işler bittikten sonra milli kuvvetler karargâhı kuruldu, şehrin emniyeti için devriyeler çıkarıldı. Mersin yoluna gözcüler ve asker gönderildi dedi. Silifke işgaline katılan 56 kişi tespit edilen Mut askerlerini mahalle ve köylerden olmak üzere açıklayan Atlay, tarihi bilgileri belgelerle bir kez daha Mut halkına sunmuş oldu. Atlay, Silifkede yürütülen çalışmalarla ilgili olarak şu sözleri kaydetti: Silifke teşkilatı kurulduktan sonra fedai müfrezeler komutanı Emin Resa, Mut Müdafaa-i Hukuk başkanı Mirza Bey, Mut müftüsü Nadir Bey, Mut Kadısı Hasan Tahsin beyler Mutasarrıfı makamında ziyaretle; İstanbul hükümeti ile ilgisini kesmesini ve Ankarada bulunan Heyet-i Temsiliyeyi tanımasını tavsiye ettiler. Mutasarrıf, heyeti ve tavsiyelerini sükûnetle karşıladı. Heyet de kendisine teşekkür ederek ayrıldı. Silifkede kayıtlar iki gün sürdü akın akın gelen gönüllüler arasında omuzunda silahıyla kuva-yı milliyeye katılmak isteyen Karaböcülü aşiretinden şehit anası bir yörük kadını Güssün teyze görenleri çok duygulandırmıştı. Mutta; Kedere ile Döş Veli, Pantışla Memiş, Gülnarda; Cambazla Cökü belaları da kaldırılmıştı. Artık Mut Kuva-yı Milliye bölüğü vuruşmak için cepheye gidebilirdi. Mersin, Tarsus cepheleri açılmış, her gün çarpışma haberleri geliyordu. Mut Bölüğü donanımını tamamlamış oralara yardıma gitmişti. Tarsus ve Mersin cephelerinde Kayhan Grubu adıyla kahramanca çarpışıp büyük yararlılıklar sağlayan birlik; Mut askerleridir. Mut Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti görevini layıkı ile yapmış; bir taraftan Mersin cephesindeki askerlerini desteklerken, bir taraftan da çevredeki eşkıyalardan bölgesini korumak çabasında idi. Ermenekin durumu ile ilgili de bilgiler veren Atlay, Ernemeke Muttan yapılan yardımları da katılımcılara anlattı. Atlay; Ermenek ve çevresinde Aslan Memet adında bir şaki türemiş Ermenek köylerinde, Gülnar yaylalarında adi şakavet yapmakta idi. Delibaşın, Karaman bozgunundan sonra Aladağ, Hadim, Bozkır taraflarına Ermenek hududuna çekilmesiyle ikisi birleşip daha güçlü duruma gelmişler ve Ermeneki basmağa karar vermişlerdi. Delibaş komutanlarından Kenan ve Karaman kaymakamı olan Mustafa Asım, Aslan Memet güçlerine komutan olmuşlardı. O sıralarda Ermenekte bulunan Konya mebusu Hulusi Bey, isyanı ve asilerin hareket ve hazırlıklarını, Ermeneki işgal girişimlerini, tehdit dolu tekliflerini ve halkın bu yüzden asilere karışma ihtimali olduğunu, asilerin Ermeneki işgal ve yağma ettikten sonra daha da kuvvetlenerek Mut, Gülnar ve Silifkeyi de işgal edip Mersindeki Fransız kuvvetleri ile birleşme kararında olduklarını günü gününe telgrafla Muta bildiriyor ve yardım istiyordu. Mutlular bu telgraflara kendi istihbaratlarını da ekleyerek İçel Mutasarrıfı Hilmi Beye bildiriyor, bir taraftan da yardım hazırlıkları yapıyordu. Ermenekten alınan son rapordan anlaşıldığına göre Ermenek cidden perişan durumda idi. Kaymakam kaçmış, jandarma komutanı üç gündür kayıp, askerlik şubesi reisi bir hamam harabesine gizlenmiş, jandarmalar silahlarını bırakıp birer tarafa saklanmış, hapishane boşaltılmıştı... Ermenek halkında manevi kuvvet namına hiçbir şey kalmamış, asilere karşı koymak için maddi kuvvet zaten yoktu, oluşmamıştı. Ermenekin yardım isteklerine duyarsız kalamayan Mut, Silifke, Gülnar ileri gelenleri, Ermeneke yardıma geleceklerini bildirerek Ermeneklileri biraz rahatlatmışlardı. 15 Ekim 1920 tarihinde içel Mutasarrıfı Hilmi Bey, yanında binbaşı Mengenli Emin Bey, Silifke müftüsü Mehmet efendi (İlter), Silifke millet vekili Sami Bey, Behçet Bey oğlu Binbaşı Tahir Bey, Silifke jandarma komutanı yüzbaşı Hüsnü Bey, Gülnar müftüsü Mehmet Efendi (Altın), Gülnar kaymakamı Ali Sabri Bey birkaç jandarma ile yirmi kadar Gülnarlı ve yüzden fazla süvari asker olduğu halde Muta geldiler. Bunlara Muttan; Milletvekili Ali (Ataışık), Mirza Bey, Müftü Nadir Bey (Mutluay), Mirza Bey oğlu Kadir Bey, Dr. Hamdi Bey, Zülfikar Çavuş (Şener) iki yüzden fazla silahlı Mutlu da katıldı. Durum konuşuldu, ertesi gün harekete karar verildiği Ermenekte milletvekili Hulusi (Göksu) Beye gizli olarak bildirildi. 16 Ekim 1920 günü yola çıkan yardımcı kuvvetler o gece Dorla köyünde konakladılar. Ertesi gün; 17 Ekimde yola çıkıp Tekeçatı mevkiinde mola verildi. Muttan çekilen telgraf üzerine karşılayıcı olarak Ermenekli müdür Mehmet Efendi, Ahmet Bey, Ermenek reji memuru gelmişlerdi. Mutasarrıf Hilmi Bey başkanlığında, gelen Ermeneklilerin de katıldığı toplantıda milli kuvvetlerin Ermeneke giriş şekli saptandı. Buna göre; süvariler güneş battıktan biraz sonra ve yaya askerler de yatsı vakti Ermeneke girdiler. Edinilen bilgiye göre; Mustafa Asım ve Kenan kumandasındaki asiler o gün sabah erkence Ermeneke hücum edeceklerdi. Bu haberi doğrulayan Mustafa Asımın mektubu da okundu. Ermenekte Aslan Memet belası başarıyla savuşturulduktan sonra yardımcı güçler, Mutun savunması için acele geriye dönmüşlerdi. Aladağ'da toplanan Delibaş güçleri Mersine gitmek için Muttan geçmek zorunda idiler. Delibaşın hareketlerini günü gününe takip eden Mutlular; Onların Akın ve Kâhdama köylerine kadar geldiklerini, Gıravga üzerinden Muta hücum edeceklerini duymuşlardı. Onun için Gıravga köyünün savunmasını pekiştirdiler. Muttan Mirza Bey, Ali Efendi (Ataışık), Yakup Bey (İncel) komutasında biraz asker geldi. Gıravganın savunma hazırlığı bittikten sonra, Gıravgadaki Müdafaa-i Hukukçular, Akın köyünde bulunan asi reislerine mektup yazmışlar fakat cevap gelmemiştir. Gıravga köyünde Hacı Bey yönetiminde köylülerden de milis güçleri oluşturuldu. Hacı Bey; kendi kuvvetlerini öyle örgütlemişti ki, yol geçitlerine koyduğu nöbetçiler görevlerinin önemini kavramış kişilerdi. Onlara; parolasız hiç kimse geçitten geçmeyecek, geçmek isteyen olursa vurulacak kesin emri verilmişti. Nöbetçinin birinin yakınında bir çıtırtı duyulur, Nöbetçi derhal; parola! Diye bağırınca, arkadaşı kime parola soruyorsun, çakaldı o deyince, öbürü; çakala da parola der. Kâhdama köyünde toplanan Delibaş kuvvetlerinin çoğu kaçmış, binlerce kişiden ancak 70-80 kadar bir şey kalmıştı. Gıravgadaki hazırlığı da duyan Delibaş, bu kadarcık güçle Saldırmaya cesaret edemez, o gece dağ yollarından Kırkyalan köyünü tutar. Orada konaklayıp dinlendikten sonra gene dağ yollarından Kışla köyü yakınında Göksuyu geçip hiçbir köye zarar vermeden Mersine ulaşırlar. Böylece Mut; kendi içinden oluşturduğu Müdafaa-i Hukuk Kuruluşunun özverili ve dikkatli çabaları sonucu her hangi bir saldırıya uğramadan Delibaş belasını savuşturmuş olur. Yeri gelmişken; Mut müftüsü Nadir Beyin; Mutta Müdafaa-i Hukukun kurulmasında, Kuva-yı Milliyenin oluşturulmasında ve yaşatılmasında, Ermenek baskınının savuşturulmasındaki çalışmalarını takip eden Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa; Nadir Beyin bu çalışmalarını takdire layık görüp telgrafla kutlamıştır dedi. İlçemizden büyük iftiharla vermiş olduğumuz milli mücadele ve yetişmiş olan vatansever ecdadımız Mustafa Kemalden övgüyle takdir kazanmıştır. İlçemize milli müdafaa adına büyük hizmetler veren ve aynı zamanda Doğan Atlayın dedesi olan Müftü Nadir Efendiye Atatürkün göndermiş olduğu telgrafın metni şu şekildedir; Mut Müftüsü Nadir Efendiye Vatanımızın kurtarılması ve milli bağımsızlığımızın korunmasını amaçlayan kutsal davamızı başarısız kılmak maksadı ile düşmanlarımızın teşvikleri sonucu meydana gelen isyan olaylarını bastırmak ve bu suretle milletimizin birliğinin sağlanması yolunda gösterdiğiniz vatan sevgisi ile dolu hizmetleri büyük bir memnuniyetle haber aldım. Harcadığınız fedakârane çalışmalara teşekkür, elde ettiğiniz başarıdan dolayı zat-ı âlinizi tebrik ederim. 22 Ekim 1920 Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Emekli öğretmen ve yazar Muzaffer Kılıçı ve Araştırmacı yazar Doğan Atlayı özverili çalışmalarından dolayı kutluyoruz. Zor günleri milli mücadele ruhu ile aşmış, büyük başarılara imza atmış büyüklerimizi bizler de şükranla ve minnetle anıyoruz. Yapılan programda Belediye Başkanı Selahattin Arslan, ilçemizin kuvay-i milliye defteri kayıtlarının hala bulunduğunu belirterek, milli mücadeleye katkı vermiş ilçemize Kuvay-i Milliye anıtı dikmeyi meclis üyesi arkadaşlarımızla birlikte kararlaştırdık. Minyatür şablon olarak bu şekilde. Yeri konusunda kamuoyundan önerilere açığız. Bu hepimizin sahiplenmesi gereken bir kazanım dedi. Mutta Müdafaa-i Hukuk etkinliklerinin anlatıldığı programın sonunda Doğan Atlay, yeni yayımlanan kitabını imzaladı ve okuyucularına bir hatıra olarak armağan etti. Büyük beğeni toplayan toplantı sonrasında katılımcılar milli mücadele ruhunu Türk milletinin hiçbir zaman kaybetmeyeceğini söylediler. Mut'tan Haber Gazetesi |
|
|
|